Tufan Erhürman Logo
GALERİ
Tufan Erhürman
İÇERİK İÇİN AŞAĞIYA DEVAM EDİNİZ!

GELECEK İÇİN 6 DOĞRU ADIM

“Biz bu adada varız, kimse biz yokmuşuz gibi davranamaz”

Yeni bir Cumhurbaşkanlığı vizyonuna ve stratejisine ihtiyacımız var

Aslında görmek isteyenler daha önce de görüyordu. Ama pandemi sürecinde yaşadıklarımız artık görmeyenlere, görmek istemeyenlere dahi gösterdi.

Yeni bir Cumhurbaşkanlığı vizyonuna ve stratejisine ihtiyacımız var.

Hangi partiye mensup olduğuna bakılmaksızın bu ülkenin yetişmiş tüm insanlarının katkısıyla, geniş kadrolarla çalışacak ve hem dışarıda hem de içeride halkımıza liderlik edecek bir Cumhurbaşkanlığı.

En önemli görevi olmasına karşın müzakereciliği tek görev alanı olarak görmeyecek, müzakere yoksa bu makam olsa olsa sembolik, törensel bir makamdır demeyecek bir Cumhurbaşkanlığı.

Müzakerelerde Kıbrıs Türk halkının hak ve çıkarlarını koruyacak, varlığını güvence altına alacak adil ve kalıcı bir çözüme ulaşmak için uğraşırken, aynı anda halkımızın dışarıya açılması ve içeride kendi ayakları üzerinde durup, hak ettiği hizmetleri alması için öncülük edecek bir Cumhurbaşkanlığı.

Ve yeni stratejinin bir gereği olarak, tüm görev alanlarında eş zamanlı olarak hareket halinde olacak bir Cumhurbaşkanlığı.

Önce müzakerelere odaklanalım, oradan bir sonuç alamazsak dünyaya açılma konusuna, o da olmazsa içeriye bakarız deme lüksümüz yok. Kıbrıs Türk halkının insan kaynakları nüfusumuzla kıyaslanamayacak kadar zengin. Aynı anda hem müzakereler hem dünyaya açılmak, hem de içeride kendi ayaklarımız üzerinde durup sosyal ve ekonomik kalkınma yolunda ilerleyebilmek için çalışabilecek geniş kadrolarımız var.

Müzakereler devam ederken, Maraş’ı uluslararası hukuka uygun biçimde açma, doğrudan ticaret tüzüğünün yürürlüğe girmesini sağlama, Yeşilhat Tüzüğü’nün kapsamını genişletme, sporcularımızın uluslararası müsabakalarda yer alması için girişimleri sürdürme olanağımız var ve bunu yapmak zorundayız. Çünkü bizim artık kaybedecek bir neslimiz daha yok.

Aynı şekilde içeride kısa ömürlü hükumetlerin özellikle orta ve uzun vadeli projeler konusundaki yetersizliklerinin, halkımızın hak ettiği şekilde ayakları üzerinde durma, sosyal ve ekonomik kalkınma ve sağlık, eğitim, ulaştırma gibi kamu hizmetlerine sahip olma hedefine ulaşmasını ertelemesine daha fazla izin veremeyiz. Anayasamıza göre Cumhurbaşkanlığı yürütme yetkisini Bakanlar Kurulu ile birlikte kullanır. Bu onun yalnızca yetkisi değil, Anayasa’ya göre aynı zamanda görevidir. Bu görev mutlaka yerine getirilmelidir ve getirilecektir.

Vizyon da, strateji de bellidir. Cumhurbaşkanlığı, halkımıza hem dışarıda, hem de içeride liderlik etmek için çok geniş kadrolarla gece gündüz çalışacak bir makam olacaktır.

  • 1 - Ayrışma Değil Bütünleşme ve Dayanışma: Birlikte Başaracağız

    “Pandemi süreci bize bir kez daha gösterdi ki hepimiz aynı gemideyiz. Batarsak birlikte batacak, bu gemiyi güvenli bir biçimde yüzdüreceksek hep birlikte yüzdüreceğiz.”

    Dünyanın en sıkıntılı bölgelerinden birindeyiz. Adı on yıllardır “sorun” sözcüğüyle birlikte anılan bir adamız var. Ve içeride, statümüzün, içinde bulunduğumuz koşulların, istikrarsız yönetsel yapının da etkisiyle birikmiş, çözüm bekleyen pek çok meseleyle boğuşuyoruz.

    Tüm bunlarla içimizde bölünerek, parçalanarak, ayrışarak mücadele etmemiz mümkün değil. Elbette farklılıklarımız vardır, olacaktır. Farklılıklarımıza saygı göstererek, bu halkın ortak hedefleri için, varlığımızı, kimliğimizi, kültürümüzü geleceğe taşımak için güçlerimizi birleştirerek hareket etmek zorundayız.

    Cumhurbaşkanlığı bu ülkeyi, bu halkı birleştirmek, bütünleştirmek konusunda en yetkili, en etkili makamdır. Dahası bunu yapmak Cumhurbaşkanlığı’nın temel görevidir.

    İnsanlarımızı eşitlikle kucaklayan, hükümetlerle birlikte çalışarak onlara yol gösteren, muhataplarını ikna etmeyi başaran ve çağdaş iletişimle halkımızın önünü açan bir liderlik temel hedefimizdir.

    Cumhurbaşkanlığı, Cumhuriyet Meclisi ve Hükümetten başlayarak, belediye başkanları ve muhtarlarla, Meclis içinde ya da dışında tüm siyasi partilerle, sivil toplumla etkili iletişim içerisinde olacaktır.

    Bu halkın içinde gemisini kurtaran kaptan anlayışını kabul etmemiz mümkün değil. Pandemi süreci bize bir kez daha gösterdi ki hepimiz aynı gemideyiz. Batarsak birlikte batacak, bu gemiyi güvenli bir biçimde yüzdüreceksek hep birlikte yüzdüreceğiz.

    Onun içindir ki ayrışmaya, bölünmeye, ötekileştirmeye izin vermeyen, insanlarımızı kucaklayan ve onların birbiriyle kucaklaşmasını, dayanışma içinde olmasını sağlayan, halkımızı ortak hedeflerimiz doğrultusunda birleştiren, bütünleştiren ve varlığımızı, kimliğimizi, kültürümüzü hep birlikte geliştirerek geleceğe taşımamıza liderlik eden bir Cumhurbaşkanlığı yaratacağız.

  • 2 - Diyalog, Uzlaşı, Çözüm: Kavga Değil Akıl

    “Halkımızın iradesi, hakları ve çıkarları zemininde uzlaşıcı olacağız. Sorunlu değil sorumlu davranacağız, sorun çözeceğiz.”

    Kıbrıs Türk halkının en büyük zenginliği yetişmiş insan potansiyelidir. Bu potansiyel Kıbrıs Türk halkının ortak aklını ortaya çıkarmaktadır. Aklımıza güvenimiz vardır ve tam da bu yüzden kavgaya ihtiyacımız yoktur.

    Özgüvenimiz de bundan kaynaklanmaktadır. Bizim, varlığımızı, haklarımızı, çıkarlarımızı korumak için ne içeride, ne de dışarıda kavgaya ihtiyacımız var.

    İçerideki sorunlarımızı, çözümleri bilen, doğru projeleri geliştirebilen kadrolarımızla birlikte çok çalışarak, hükumetlerle kavga etmeden, diyalog yoluyla çözebileceğimize, halkımızın çıkarları doğrultusunda uzlaşabileceğimize inancımız tam.

    Bu adayı paylaştığımız Kıbrıslı Rumlarla da kavga etmeye ihtiyacımız yok. Hakkımızı, hukukumuzu biliyoruz. Diyalog yollarını sonuna kadar kullanacağız. Haklarımızı koruyacak ve ülkemize sahip çıkacağız.

    Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği başta olmak üzere tüm uluslararası kuruluşlarla ve olanaklar zorlanarak mümkün olan en fazla sayıda ülkeyle de sürekli diyalog içerisinde olacağız. Yalnızca Cumhurbaşkanı aracılığıyla değil, Cumhurbaşkanlığı makamının öncülüğünde, akademisyenlerimizle, iş insanlarımızla, sivil toplum örgütlerimizle, yurt dışında yaşayan yurttaşlarımızla sürekli olarak dünyayla iletişim içinde olacak, lobilerimizle, diplomasiyle, varlığımızı ve haklarımızı sürekli olarak gündemde tutacağız. İnsanlarımıza güvenimiz tam. Anlatamayacağımız bir şey yok. Varlığımızın, haklarımızın unutulmasına asla müsaade etmeyeceğiz.

    Uluslararası kuruluşlarla da, Türkiye Cumhuriyeti ve diğer ülkelerle de ilişkilerimizdeki zeminimiz belli. Kıbrıs Türk halkının eşitliği, iradesi, hakları ve çıkarlarıdır zeminimiz. Bu doğru zemine sağlam basarak, diyalog ve iyi ilişkiler yoluyla, uluslararası hukuka dayalı uzlaşmalara ve çözümlere ulaşmak için çalışacağız.

    Bunu yaparken köprüleri atmak yerine yeni köprüler kuracağız. Halkımızın iradesi, hakları ve çıkarları zemininde uzlaşıcı olacağız. Sorunlu değil sorumlu davranacağız, sorun çözeceğiz. Kıbrıs Türk halkına sahip çıkma ve öncülük etme misyonumuzu ileriye taşıyacağız.

  • 3 - Siyasi Eşitlik ve Çözüm: Belirsizliğin Olmadığı Bir Gelecek

    ‘Bir havaalanını, bir hastaneyi, bir üniversiteyi çözümün temel parametresi olan siyasi eşitlik temelinde birlikte açalım, birlikte yönetelim.’

    Kıbrıs’ın geleceği için ilk hedef elbette bir an önce kapsamlı çözüme ulaşmaktır. Ancak bu hedefe ulaşmamız gecikirse, durup beklememiz söz konusu değildir.

    Kıbrıs Türk halkı, tüm halklar gibi, özgüvenini koruyarak, bu ülkede kendi iradesini özne kılarak, kendi kararlarını özgür iradesiyle vererek ve kendi kurumlarını, süreçlerini kendi kararları doğrultusunda yöneterek, kimliğini, kültürünü, varlığını geleceğe taşımak istiyor. Çözüm istiyor, barış istiyor, gelecek istiyor.

    Bir yandan bir an önce kapsamlı çözüme ulaşmak için bütün samimiyetimizle uğraşırken, diğer yandan da çözüm perspektifinden asla kopmaksızın halkımızın haklarının bir an önce tanınması için çalışabiliriz; çalışmak zorundayız.

    Çalışmak zorundayız çünkü zaman durmuyor. Sorununun çözümsüzlüğü dolayısıyla insanlarımız, dış ticarette, dünyaya açılmada, yurt dışında halkımızı temsil etmekte engellerle karşılaşıyor ve bu engeller tek tek Kıbrıslı Türklerin de Kıbrıs Türk halkının da önünü tıkıyor, kendini gerçekleştirmesini, ulaşabileceği noktalara ulaşmasını engelliyor. Bugüne kadar nesillerimiz kendi potansiyellerini hayata geçirmek konusunda hep sınırlarla karşılaştı. Bizim artık harcayacak, haklarından yoksun bırakılmasını sineye çekecek bir tek neslimiz daha yoktur.

    Bu adada çözümü istemek konusunda bir samimiyet sınavı var. Bizim samimiyetimizden kimse kuşku duyamaz. Herkes samimiyse, kapsamlı çözüme ulaşmak için yürütülecek müzakerelerle, buna tüm adayı hazırlayacak hamleleri eş zamanlı yapalım. Bir havaalanını, bir hastaneyi, bir üniversiteyi çözümün temel parametresi olan siyasi eşitlik temelinde birlikte açalım, birlikte yönetelim. Buralarda çözümün küçük ölçekli örneklerini yaratalım. Turizmcilerimizi, sanayicilerimizi, üreticilerimizi birlikte iş yapmaya teşvik edecek projeleri birlikte geliştirelim.

    Bunların bizi kapsamlı çözümden uzaklaştıracak değil, ona yaklaştıracak hamleler olduğunu yalnızca biz söylemiyoruz. Birleşmiş Milletler de aslında buna işaret ediyor. O zaman samimi olalım ve hepsine birlikte başlayalım. Kapsamlı çözüme bir an önce ulaşmak en çok istediğimizdir. Ulaşırsak, sözünü ettiğimiz projeler için harcayacağımız zaman kayıp değil, kazançtır. Ama masada zaman kazanma oyunları oynayanların bize zaman kaybettirmesine daha fazla izin vermeyeceğimizi de herkesin bilmesi gerekir.

    Hedefimiz halkımızı adım adım öngörülebilir bir geleceğe taşımaktır. Bizi uluslararası toplumdan, uluslararası hukuktan ve meşru zeminden uzaklaştıracak hamlelere değil, bunlara her gün biraz daha yaklaştıracak adımlara ihtiyacımız vardır. Kıbrıs Türk halkı bu adımları, kimseyle kavga etmeden, akıl ve diplomasi yoluyla gerçekleştirecek insan kaynaklarına da, potansiyele de sahiptir.

    Doğrusu budur!

    ‘Kabullenilmiş, içselleştirilmiş pek çok şeye itirazımız, bunları hep birlikte değiştirebileceğimize inancımız var.’

    Kıbrıs Türk halkının varlığı, kimliği ve kültürünün yaşatılması, geliştirilmesi ve geleceğe taşınması, Avrupa değerleri çerçevesinde eşit ve adil bir ortaklık devletinin adada tesisi ve halkımızın dünyayla buluşması temel hedefimizdir.

    Kıbrıs Türk Halkı belirsizliğe mahkûm edilmeyi reddediyor!

    Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakerelerin daha yıllarca, herhangi bir çözüme ulaşılmaksızın devam edeceğine, Kıbrıs Türk halkının bu süreçte hiçbir konuda etkili olamayacağına dair yaygın bir düşünce var.

    Oysa Kıbrıs Türk halkının tarihi “biz bu adada varız, kimse biz yokmuşuz gibi davranamaz” diyebilmek için mücadele etmenin tarihidir. Kıbrıs Türk halkının tarihi, var oluş mücadelesinin tarihidir. Kıbrıs Türk halkı, adadaki iki asli unsurdan biridir ve varlığını, kültürünü, kimliğini bugüne taşımak için çok ağır bedeller ödemiştir.

    İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı federasyon Kıbrıs Türk halkına birileri tarafından dayatılmış bir öneri değil, masaya sunulmuş ve tüm tarafların üzerinde uzlaşması sağlanmış bir Türk tezidir.

    Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onlarca yıldır bu tezin dışında bir çözüm formülünden söz etmemiştir. İki bölgelilik de, iki toplumluluk da, siyasi eşitlik de, müzakereler tarihi içinde Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs Rum halkının haklarını görmezden gelmeksizin elde ettiği kazanımlardır. “AB çatısı altında iki ayrı devlet” gibi, bugünkü uluslararası durum çerçevesinde gerçekçi olmadığı herkes tarafından bilinen formüllerle zaman kaybedilmesinin bize kazandıracağı hiçbir şey yoktur.

    Bu ada yalnız bizim değil ama bizim de adamızdır. Kıbrıs Türk halkı bu adanın üzerindeki ve etrafındaki tüm varlıkların ortağıdır.

    Bu varlıkların üzerindeki hakkımız yalnızca yararlanma hakkı değil, onunla birlikte söz hakkıdır. Bunu hukuk söylemektedir ve hukukun söylediğini unutturma çabası içinde olanlara da, unutanlara da hatırlatmak gerekir.

    Bunu anlatmak için çok etkili ve dinamik bir dış politika izlemek şarttır.

    Kıbrıs Türk halkının talebi, müzakere olsun diye müzakere etmek değildir. Kimse bizden uçsuz bucaksız bir müzakere sürecinin içerisine hapsolmayı ve orada kaybolmayı kabul etmemizi bekleyemez. Kıbrıs Türk halkı, bu adada adil ve kalıcı bir çözümün bir an önce gerçekleşmesini, kalıcı bir barışa bir an önce ulaşılmasını istemektedir.

    Geçmiş mutabakatlarda defalarca yer almış olan siyasi eşitlik, BM Genel Sekreteri’nin de öngördüğü sonuç odaklı bir müzakere sürecinin olmazsa olmazıdır.

    Cumhurbaşkanlığı seçiminden hemen sonra gündeme gelecek olan “beşli konferans”a Kıbrıs Türk halkı zaman kazanma oyununu bozan bir anlayışla gitmek zorundadır.

    Masaya Kıbrıs sorununu çözme iradesiyle oturulacaktır ama sorunun çözümüne kadarki evre bu açıdan son derece önemlidir. Bugün artık Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili süreci, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden ve adamızın etrafındaki zenginliklerden bağımsız bir biçimde değerlendirmek mümkün değildir. Bu konular müzakere masasındaki altı başlık arasında yoktur ancak müzakere süreci üzerinde belirleyici olacakları açıktır.

    O nedenledir ki beşli konferansa gidilmeden önce bu konularla ilgili diplomatik süreçlerin parçası olmak, ilgili tüm taraflara Kıbrıslı Türklerin bu adadaki iki kurucu ortaktan biri olduğunu ve görmezden gelinemeyeceğini hatırlatmak gerekir.

    Bu süreç ada etrafındaki zenginliklerin, barışçı ve verimli bir biçimde kullanılabilmesinin yolunun Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasından geçtiğinin anlatılması açısından da son derece önemlidir.

    Aynı süreçte Kıbrıs Türk halkının sıfırdan başlayacak ve yıllar sürecek bir müzakere sürecine hapsolmayacağı, sürecin BM Genel Sekreteri’nin de söylediği gibi sonuç odaklı ve ucu açık olmayacak biçimde şekillendirilmesi gerektiği tüm taraflara anlatılacaktır.

    Anlatılacak şeylerden biri de, çözüm vizyonuna bağlılığından şüphe duyulamayacak olan Kıbrıs Türk halkının, ekonomide, yükseköğretimde, sporda, bilimde, kültür ve sanatta dünyayla buluşmasının çözüm sonrasına ertelenmesinin kabul edilmeyeceğidir.

    Dış politikada yeni strateji, müzakere süreci ile Kıbrıs Türk halkının çözüm vizyonundan uzaklaşılmadan dünyayla buluşturulması çalışmalarının eş zamanlı yürütülmesidir.

    Çözüme ilerlerken hiçbir mazerete sığınılmadan atılabilecek adımlar vardır.
    - Maraş uluslararası hukuk çerçevesinde açılmalıdır.
    - Yeşilhat Tüzüğü’nün kapsamı genişletilmelidir.
    - Doğrudan Ticaret Tüzüğü yürürlüğe girmelidir.
    - Sporcularımız, kültür, sanat, bilim insanlarımız dünyaya açılabilmelidir.
    - Bu ülkede yaşayan insanların ana-babalarının veya kendilerinin doğum yerlerinden hareketle ayrımcılığa uğraması önlenmelidir.
    Kıbrıs Türk Halkı belirsizlikten kurtulmalıdır.

  • 4 - Adım Adım Çözüm: Sınırları aşacağız.

    ‘Bir havaalanını, bir hastaneyi, bir üniversiteyi çözümün temel parametresi olan siyasi eşitlik temelinde birlikte açalım, birlikte yönetelim.’

    Kapsamlı çözüme ulaşmak için de, çözüme ulaşana kadarki evrede halkları yakınlaştırmak, Kıbrıs Türk halkını kalkındırmak ve dünyaya açmak için çok aktif ve etkili bir dış politikaya ihtiyacımız var. Kimseyle kavga etmeyiz ama halkımızın iradesinin, diğer halklarla eşitliğinin, özne olma konumunun, haklarının görmezden gelinmesine de izin vermeyiz. ‘Yurtta barış dünyada barış’ ilkesi şiarımızdır. Dilimiz de eylemlerimiz de barışın inşasına yöneliktir. Yöntemimiz kavga değil, diyalogdur. Bu konuda halkımızın ve yetişmiş insanlarımızın aklına da, yeteneklerine de güvenimiz tamdır. Kimsenin bize ya da bizim adımıza konuşmasını istemeyiz, kabul etmeyiz. Biz de birine ya da birinin adına konuşma derdinde değiliz. Diyaloğun iki taraflı olduğunu, birine konuşmayı değil, birileriyle, herkesle, dünyayla konuşmayı gerektirdiğini biliriz.

    Türkiye’den Avrupa Birliği’ne, Kıbrıslı Rum liderliğinden Birleşmiş Milletler’e kadar tüm uluslararası ilişkilerde siyasi eşitliğimizin korunması yaşamsaldır. Bu ilişkilerin doğru zeminde, karşılıklı güven, saygı ve eşitliğe dayalı olması gerekmektedir.

    Hedefimiz, ilkeli ve saygılı uluslararası ilişkiler geliştirmektir. Uluslararası ilişkilerde küslüğe yer yoktur. Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkiler Kıbrıslı Türkler açısından son derece önemlidir, yaşamsaldır. Bu ilişkiler başka herhangi iki devlet arasındaki ilişkilerle kıyaslanamayacak kadar özeldir. Bu ilişkilerin çok yoğun tarihsel, sosyolojik, kültürel, hukuksal temelleri vardır. Bu ilişkilerin doğru zemini, Kıbrıs Türk Halkı’nın kendi ayakları üzerinde duran bir yapıya sahip olmasıdır.

    Kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi yaratma hedefi yalnızca çözümden önceki koşullarda değil, çözümden sonraki koşullarda da hayati öneme sahiptir. Olması gereken bu ilişkilerin doğru zeminde, en iyi düzeyde tutulmasıdır. Zemin doğru olmaksızın ilişkilerin çok iyi olması da, zemin doğru yerden oluşturulacak diye ilişki kurulamaması veya ilişkilerin kötü olması da anlamlı değildir. Türkiye için doğru zemin halkının iradesi olduğu gibi, bizim açımızdan da doğru zemin Kıbrıs Türk halkının iradesidir. Bu zemin Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm ilişkilerinde de, Kıbrıs Türk halkının tüm ilişkilerinde de aynıdır. AB ile ilişkilerde de, uluslararası kuruluşlarla ilişkilerde de, bizim için özel bir durum olan Kıbrıs Rum halkıyla ilişkilerde de doğru zemin Kıbrıs Türk halkının iradesidir.

    Siyasi eşitlik ilkesinden asla ödün vermeyecek olmamızın en önemli sebebi de budur. Kıbrıs Türk halkı, tüm halklar gibi, özgüvenini koruyarak, bu ülkede kendi iradesini özne kılarak, kendi kararlarını özgür iradesiyle vererek ve kendi kurumlarını, süreçlerini kendi kararları doğrultusunda yöneterek, kimliğini, kültürünü, varlığını geleceğe taşımak istiyor.

    Türkiye Cumhuriyeti açısından da burada özgüven ve irade sahibi bir halkın bulunmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu çerçevede ilişkilerin en iyi düzeyde tutulması gerekir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bize değil, bizimle konuşması, bizim de Türkiye Cumhuriyeti’ne değil, Türkiye Cumhuriyeti’yle konuşmamız, yani en iyi ve en sağlıklı düzeyde diyalog bunun en güzel yoludur.

    Kıbrıslı Türklerin özgürlükleri, demokratik değerleri, geleneği, kimliği, kültürü, iradesi korunarak ilkeli ve saygılı ilişkiler mümkündür.

    Kıbrıs’ın geleceği için ilk hedef elbette bir an önce kapsamlı çözüme ulaşmaktır. Ancak bu hedefe ulaşmamız gecikirse, durup beklememiz söz konusu değildir.

    Kıbrıs Türk halkı, tüm halklar gibi, özgüvenini koruyarak, bu ülkede kendi iradesini özne kılarak, kendi kararlarını özgür iradesiyle vererek ve kendi kurumlarını, süreçlerini kendi kararları doğrultusunda yöneterek, kimliğini, kültürünü, varlığını geleceğe taşımak istiyor.

    Çözüm istiyor, barış istiyor, gelecek istiyor.

    Bir yandan bir an önce kapsamlı çözüme ulaşmak için bütün samimiyetimizle uğraşırken, diğer yandan da çözüm perspektifinden asla kopmaksızın halkımızın haklarının bir an önce tanınması için çalışabiliriz; çalışacağız. Çalışmak zorundayız, çünkü zaman durmuyor.

    Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü dolayısıyla insanlarımız, dış ticarette, dünyaya açılmada, yurt dışında halkımızı temsil etmekte sınırlarla karşılaşıyor ve bu sınırlar tek tek Kıbrıslı Türklerin de, Kıbrıs Türk halkının da önünü tıkıyor. Bugüne kadar nesillerimiz kendi potansiyellerini hayata geçirmek konusunda hep sınırlarla karşılaştı.

    Bizim harcayacak, haklarından yoksun bırakılmasını sineye çekecek bir tek neslimiz daha yoktur.

    Bu adada çözümü istemek konusunda bir samimiyet sınavı var. Bizim samimiyetimizden kimse kuşku duyamaz.

    Herkes samimiyse, kapsamlı çözüme ulaşmak için yürütülecek müzakerelerle, buna tüm adayı hazırlayacak hamleleri eş zamanlı yapalım. Bir havaalanını, bir hastaneyi, bir üniversiteyi çözümün temel parametresi olan siyasi eşitlik temelinde birlikte açalım, birlikte yönetelim. Buralarda çözümün küçük ölçekli örneklerini yaratalım.

    Turizmcilerimizi, sanayicilerimizi, üreticilerimizi birlikte iş yapmaya teşvik edecek projeleri birlikte geliştirelim. Bunların bizi kapsamlı çözümden uzaklaştıracak değil, ona yaklaştıracak hamleler olduğunu yalnızca biz söylemiyoruz. Birleşmiş Milletler de aslında bunu işaret ediyor. O zaman samimi olalım ve hepsine birlikte başlayalım.

    Kapsamlı çözüme bir an önce ulaşmak en çok istediğimizdir. Ulaşırsak, sözünü ettiğimiz projeler için harcayacağımız zaman kayıp değil, kazançtır. Ama masada zaman kazanma oyunları oynayanların bize zaman kaybettirmesine daha fazla izin vermeyeceğimizi de herkesin bilmesi gerekir.

    Doğrusu budur!
    - Hedefimiz halkımızı adım adım öngörülebilir bir geleceğe taşımaktır.
    - Bizi uluslararası toplumdan, uluslararası hukuktan ve meşru zeminden uzaklaştıracak hamlelere değil, bunlara her gün biraz daha yaklaştıracak adımlara ihtiyacımız vardır.
    - Kıbrıs Türk halkı bu adımları kimseyle kavga etmeden, akıl ve diplomasi yoluyla gerçekleştirecek insan kaynaklarına da, potansiyele de sahiptir.

  • 5 - Etkin Dış Politika: Türkiye, Avrupa Birliği ve Dünyayla Doğru Zeminde, İyi İlişkiler

    “Her ülke için olduğu gibi... Bizim için doğru zemin Kıbrıs Türk halkının iradesi, hakları ve çıkarlarıdır.”

    Türkiye’den Avrupa Birliği’ne, Kıbrıs’ın güneyinden Birleşmiş Milletler’e kadar tüm ilişkilerimizde eşitliğimizin korunması yaşamsaldır. Bu ilişkilerin doğru zeminde, karşılıklı güven, saygı ve eşitliğe dayalı olması gerekmektedir.

    Kapsamlı çözüme ulaşmak için de, çözüme ulaşana kadarki evrede halkları yakınlaştırmak, Kıbrıs Türk halkını kalkındırmak ve dünyaya açmak için de çok aktif ve etkili bir dış politikaya ihtiyacımız var.

    Kimseyle kavga etmeyiz ama halkımızın iradesinin, diğer halklarla eşitliğinin, özne olma konumunun, haklarının görmezden gelinmesine de izin vermeyiz. Yurtta barış dünyada barış ilkesi şiarımızdır. Dilimiz de eylemlerimiz de barışın inşasına yöneliktir. Yöntemimiz diyalogdur. Bu konuda halkımızın ve yetişmiş insanlarımızın aklına da, yeteneklerine de güvenimiz tamdır.

    Hedefimiz, ilkeli ve saygılı uluslararası ilişkiler geliştirmektir. Uluslararası ilişkilerde küslüğe yer yoktur.

    Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkiler Kıbrıslı Türkler açısından son derece önemlidir, yaşamsaldır. Bu ilişkiler başka herhangi iki devlet arasındaki ilişkilerle kıyaslanamayacak kadar özeldir. Bu ilişkilerin çok yoğun tarihsel, sosyolojik, kültürel, hukuksal temelleri vardır.

    Bu ilişkilerin doğru zemini, Kıbrıs Türk Halkı’nın iradesi, hakları, çıkarları ve kendi ayakları üzerinde duran bir yapıya sahip olmasıdır.

    Türkiye Cumhuriyeti açısından da burada özgüven ve irade sahibi bir halkın bulunması son derece önemlidir. Bu çerçevede ilişkilerin en iyi düzeyde tutulması gerekir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bize değil, bizimle konuşması, bizim de Türkiye Cumhuriyeti’ne değil, Türkiye Cumhuriyeti’yle konuşmamız, yani en iyi ve en sağlıklı düzeyde diyalog bunun en güzel yoludur.

    Kıbrıslı Türklerin özgürlükleri, demokratik değerleri, geleneği, kimliği, kültürü, iradesi korunarak ilkeli ve iyi ilişkiler mümkündür ve Kıbrıs Türk halkı, yetişmiş insan potansiyeliyle, onun yarattığı ortak akılla bu ilişkileri kurmaya muktedirdir.

  • 6 - Kendi Ayaklarımız Üzerinde Duracağız: Sosyal ve Ekonomik Kalkınma İçin İstikrar

    ‘Tüm çabamız Kıbrıslı Türklerin yaşam kalitesinin, rekabet gücünün artırılması ve sürdürülebilir bir kalkınmanın yaratılması içindir.’

    Bir yandan Kıbrıs sorununun çözümü, diğer yandan halkımızın dünyaya açılması için çalışırken, içeride kendi ayaklarımız üzerinde durmak ve Kıbrıs Türk halkının iradesi çerçevesinde kurumsallaşmasını tamamlamak için yoğun bir çaba içinde olmak zorundayız.

    Ülkemizde, hükumetler düzeyinde on yıllardır aşamadığımız bir istikrar sorunu var.

    Kısa ömürlü hükumetler, başbakanların, bakanların, yalnızca onların değil, müsteşarların, müdürlerin de durmadan değişmesini getiriyor. Bu durum, turizm, yükseköğretim, bilişim, üretim, ulaştırma, sağlık, eğitim ve daha pek çok alanda ihtiyaç duyduğumuz orta ve uzun vadeli planları hayata geçirmek konusunda bizi kısırlaştırıyor.

    Bu kadar sık değişim kurumsal hafızayı yok ediyor, başlamış pek çok işin yarım kalmasına yol açıyor. Hepimiz bir arpa boyu yol kat edememekten şikayet ediyoruz.

    Sanılanın aksine bu istikrarsızlık yürütme organıyla değil, hükumetlerle ilgilidir. Çünkü Anayasa’ya göre yürütme yalnızca hükumetten, yani Bakanlar Kurulu’ndan ibaret değildir. Bu Anayasa, yürütme yetki ve görevinin Cumhurbaşkanlığı ve Bakanlar Kurulu’nca yerine getirildiğini söylemektedir. Hükumetler kısa ömürlüdür ama Cumhurbaşkanlığı’nın, beş yıllık kesintisiz, koalisyon ortaksız, erken seçimsiz, istikrarlı bir görev süresi vardır. Hepimiz orta ve uzun vadeli planlar yapmamız ve bunları hayata geçirmemiz gerektiği konusunda hemfikir olduğumuza göre, Cumhurbaşkanlığı’nın yürütmenin iki kanadından biri olmak konusundaki anayasal görevini aktif ve etkili biçimde yerine getirmesine ihtiyacımız var demektir.

    Cumhurbaşkanlığı, bakanların, müsteşarların, müdürlerin göreve gelmesi ve görevden alınması konusunda da, kamu yönetimi alanında geniş yetkilerle donatılmış Kamu Hizmeti Komisyonu üyelerinin atanmasında da, Anayasa’daki Cumhuriyet Güvenlik Kurulu vasıtasıyla iç ve dış güvenlik alanlarında da doğrudan yetkilidir.

    Bunların yanında yürütmenin iki kanadından biri olarak, gerektiğinde her konuda Bakanlar Kurulu’na başkanlık ederek, gerektiğinde Başbakan ve bakanlarla sürekli istişare ederek, içerideki sorunlarımızın çözümü konusunda liderlik, öncülük, koordinasyon ve değişen hükumetler arasında köprü olmak görevi ve yetkisi vardır. Cumhurbaşkanı bu görevi yerine getiremez, hükumetler dinlemeyebilir diyenlere de itirazımız var.

    Müzakere masasında ve uluslararası alanda muhataplarını ikna etmesini beklediğimiz Cumhurbaşkanlığı’nın, içeride, kendi hükumetlerimizle, halkımızın ihtiyaçları ve kamu yararı çerçevesinde verimli istişare ve ikna süreçleri yaratamayacağı önyargısıyla hareket etmek asla anlayabileceğimiz bir şey değildir.

    Kıbrıs’ta adaleti, eşitliği, mutluluğu sağlamanın yolu kendi ayakları üstünde duran bir ekonomiye sahip olmaktan geçer.

    Gerek çözüm sonrasında, gerekse çözüme ulaşılana kadar Kıbrıslı Türkler için olmazsa olmazlardan biri de Avrupa standartlarına ulaşmaktır.

    Kıbrıs Türk halkının kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomiye, demokrasiye, tartışma konusu olmayan evrensel özgürlüklere, insan haklarına ve kimliğe sahip olması, çözümden sonra sürdürülebilirliği ve siyasal eşitliği destekleyecek sosyal ve ekonomik denkliğe ulaşmanın temel koşullarının başında gelmektedir.

    Hedef! - Halkımızın barış, refah ve huzur içinde;
    - Eşitlik, adalet, özgürlük, insan hakları gibi alanlarda sorunlarla karşılaşmaksızın;
    - Kendi varlığını tehdit altında hissetmeden geleceğini görmesidir.
    Kıbrıslı Türkler zorlu bir coğrafyada yaşıyor olmalarına karşın bunu gerçekleştirecek akla da, potansiyele de, yeteneğe de, beceriye de sahiptir!

Doğrusu Gelecek

Seçim Kitapçığı
01.
Niçin Tufan Erhürman

NİÇİN TUFAN ERHÜRMAN?

Kavga değil diyalog öneriyor. Küslük değil kardeşlik istiyor. Ayrışma değil dayanışma için çalışıyor. Kriz değil, çözüm odaklı düşünüyor. Ötekileştirme değil kenetlenme çağrısı yapıyor.

"Bir an önce kapsamlı çözüm, bir an önce yalnızca Kıbrıs'ta değil, bölgemizde de barış istiyoruz. Bu statüko sürdürülemez. Çünkü bu sürer durum, gençlerin geleceğini bu ülkede görmesini engelliyor."

TUFAN ERHÜRMAN KİMDİR?

Yeni bir sayfa açacağız. O tertemiz sayfaya, kavga değil diyalog, ayrışma değil dayanışma, kriz değil çözüm yazacağız.

Tufan Erhürman

"Çözüm irademizi dünyaya bıkmadan usanmadan anlatırken, eş zamanlı olarak bizi uluslararası hukuk ve uluslararası toplumla buluşturacak, adım adım Federal Kıbrıs'a yaklaştıracak hamleleri yapacağız. Barışı inşa çabamıza aralıksız devam edeceğiz. Turizmde, yükseköğretimde, ticarette, sporda, kültür-sanatta da yoğun biçimde çalışacak, dünyayla bilgi temelli irtibat kuracağız. Çözüme bizim açık irademize rağmen ulaşamadığımız koşullarda durup bekleme, daha fazla zaman kaybetme lüksümüz yok."
TUFAN ERHÜRMAN

02.

Tufan Erhürman

1970

Lefkoşa'da doğdu

1988

Türk Maarif Koleji'nden mezun oldu. Okul kaptanlığı da yaptı.

1992

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu.

Tufan Erhürman

1995-2001

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde İdare Hukuku Ana Bilim Dalı'nda araştırma görevlisi olarak çalıştı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin yanı sıra, Hacettepe Üniversitesi ve ODTÜ'de de Hukuka Giriş, İdare Hukuku ve Anayasa Hukuku dersleri verdi.

2001-2004

"idarenin Yargı Dışı Denetimi ve Ombudsman" konulu teziyle hukuk doktoru oldu. TC Adalet Bakanlığı tarafından kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanun Tasarısı Hazırlama Komisyonları'nda üye olarak görev yaptı.

Tufan Erhürman

2004-2008

DAÜ Hukuk Fakültesi ve YDÜ Hukuk Fakültesi'nde görev yaptı. DAÜ Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcılığı görevini yürüttü.

2008-2010

2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Müzakere Heyeti'nde görev yaptı.

2013-2016

CTP Lefkoşa Milletvekili olarak Cumhuriyet Meclisi'ne girdi. CTP Genel Sekreterliği görevini üstlendi.

Tufan Erhürman

2014

Hukuk doçenti oldu.

2013-2016

Sosyal yönü, kültür ve edebiyata yakınlığı ile öne çıktı; sporla, halk danslarıyla yakından ilgilendi. "Kıbrıs'ta Federalizm: Öznesini Arayan Siyaset", "Kıbrıslı Türklerin Halleri", "Kıbrıs'ın Kuzeyinde Yeni Sol", "Yüksek İdare Mahkemesi'nin Görev Alanı"nın da aralarında bulunduğu, üçü roman, yayımlanmış 14 kitabı vardır.

Tufan Erhürman

2015-2016

CTP 26. Olağan Kurultayı'nda Genel Başkan seçildi.

2018

Dörtlü Koalisyon Hükümeti'nde Başbakan olarak görev yapdı.

İyi derece İngilizce bilmektedir.

Adalıyız

Cumhurbaşkanı Adayı, toplumsal uzlaşının sembol ismi Tufan Erhürman, gençlerle birlikte unutulmaz bir klibe imza attı. Söz ve Müziği Ahmet Okan'a ait 'Adalyız Maviye', Büyük Han'ın tarihi atmosferine 'Doğrusu Gençlik Doğrusu Gelecek' diyerek yeni bir başlangıcın sembolü oldu. Tufan Erhürman, yurduna ve geleceğe umudunu, gençlerle birlikte bu özel klipte bütünleştirdi.